Blog yazmalı mıyım? Hangi konuda blog yazmalıyım? Yazarken nelere dikkat etmeliyim? Ne sıklıkla yazmalıyım? Yazılarımı nerede paylaşmalıyım?

Blog konusunda bana gelen sorular çoğunlukla bu yönde oluyor. Bu sorulardan başlayarak biraz bilgi paylaşmak istiyorum. Yazı içerisinde teknik konulardan, temel tasarım yaklaşımlarından olabildiğince uzak duracağım çünkü bu yazıyı blog yazmaya başlamak isteyenler ya da bir şekilde yazmaya başlamış ama bir yerlerde tıkanıp kalmış kişilere yönelik hazırladım.

Bu yazıya yapacağınız geri dönüşlere göre biraz daha teknik konuları içeren ikinci bölümü yayınlayıp yayınlamama kararı vereceğimi bildirmek isterim.

Blog Yazmalı mıyım?

Blog yazıp yazmama kararı size tamamen sizin tercihiniz. Benim bu konuda kıstasım şu; uzmanlık alanınız, hobiniz, ilgi alanınız size söz söyleyecek bir birikim sağlıyorsa, yazıya dökebilecek dil bilgisine hâkimseniz ve bunu sürekli yapabilecek azminiz, isteğiniz varsa yazmalısınız.

Hangi Konuda Blog Yazmalıyım?

Yazmak için ilgi çekici, farklı konular bulabilirsiniz ya da herkesin yazdığı bir konuya deneyimleriniz ile farklı bir bakış açısından kendi yorumunuzu katabilirsiniz. Bu sizi okunur kılacaktır ancak bunu sürekli ve düzenli aralıklarla yapmıyorsanız bir sorun var demektir.

Şöyle açıklamaya çalışayım. Birçok kişi seyahat konusunda blog yazar ve gözde yerler üzerine neredeyse birbirinin aynı yazılar internet çöplüğünde kaybolur gider. Öne çıkabilmek için aynı yerleri yazsanız bile farklılaşmayı başarabilmeniz gerekir. Bu farklılaşma hem yazılarınızda hem de kullandığınız görsellerde olabilir. Çok basit bir örnek vereyim; Beyoğlu’ndaki Mandabatmaz kahvesine gittiniz. Siz de herkes gibi acı bir kahve sipariş verdiniz. Ara sokakta küçük bir tabureye oturup içtiğiniz kahvenin güzelliğini anlattınız bloğunuzda. Şöyle güzel kahve, böyle güzel kahve, şöyle bir yöntemle, şu kadar sürede pişirip servis ediyorlar vs. Kapı önünden genel bir kare ve belki kahvenin pişirilmesini gösteren ocaktan da bir görüntü aldınız ve bunları kullandınız.

İçerik Kraldır/Kraliçedir

Bu ifadeyi çok sık duymuş olmalısınız. Bence artık içerik özgün olmanın ötesinde farklı da olmalı. Yani okura yeni bir bakış açısı sunan yazılar sizi bir değil birkaç adım öteye götürecektir. Bu da sizin yaratıcılığınıza kalıyor. Peki, nasıl farklılaşacaksınız? Bilimsel konular dışında yazacağınız her içerik için önce hikâye oluşturun ve kafanızda kurgulayın. Diyelim ki yukarıda dediğim gibi Beyoğlu’ndaki Mandabatmaz Kahvesi’ne bir arkadaşınızla buluşmaya gittiniz. Hadi gelin hikâyeyi birlikte yazalım, adı da Mandabatmaz’da bir Türk Kahvesi olsun. Bunu paylaşımın en altına koyacağım ki bu yazı içerisinde size aktarmaya çalıştığım şeyleri nasıl uyguladığımı gösterebileyim.

Yazarken Nelere Dikkat Etmeliyim?

Hangi konuda yazıyor olursanız olun öncelikle dikkat etmeniz gereken şey yazdığınız dili doğru kullanmanız. İçerik ne kadar ilgi çekici olursa olsun gerek anlatım bozukluğu gerekse yazım hataları yazıyı okunmaz kılar. Okuyucuyu anlatılmak istenen mesajdan uzaklaştırır ve ihtiyacı olsa bile yazıyı okumadan sayfayı terk etmesine neden olabilir.

Paylaştığınız kişi, mekân, yer isimlerinin doğruluğunu iki kez denetleyin. Hatta yazınızın sonunda bu isimlerin web sitesi, sosyal medya profili, harita konumu gibi adreslerine tıklanabilir bağlantı vermekten çekinmeyin.

Alıntıların belirgin olması için “tırnak içinde” gösterin ki okur o bölümün alıntı olduğunu ve doğrudan size ait bir ifade olmadığını anlayabilirsin. Başka kaynakların paylaşımlarına atıfta bulunan bilgiler veriyor ya da doğrudan alıntı yapıyorsanız mutlaka kaynak gösterin, tıklanabilir bağlantılarını da yazının kaynakça kısmına ekleyin.

Dikkat edilmesi gereken önemli bir konu ise “SEO uyumlu içerik” takıntısı yüzünden tekrarlara düşmemek. Kelimeleri evirip çevirip aynı cümleleri bir tersten bir düzden yazmak, okuru sitede zaman geçirmesi için oyalamak sizi çok okunur kılmayacaktır. Özellikle bilgi için paylaşılan içeriklerde, okurlar bilgiye ulaşana kadar 5-10 paragraf geçirmek zorunda kalırsa bu ciddi bir sıkıntı. Artık arama motoru algoritmaları bu oyunları algılıyor, hadi onu atlattınız diyelim, okur bir süre sonra aradığı bilgiye ulaşamadığını fark ettiğinde siteyi terk edecektir, üstelik bir başka aramada siz doğru bilgiyi doğru tekniklerle verseniz ve arama sonuçlarında en üstte olsanız bile sizi ziyaret etmeyecektir.

Ana başlığın altında paylaştığınız içerik için alt başlıklar oluşturabilirsiniz. Farklı olmak adına bu başlıklar ilgi çekici olabilir ancak en azından altında yer alan konuya ilişkin bir fikir vermeli.

– Ne Kadar Uzunlukta Olmalı, Kelime Sınırı Var mı?

Açıkçası yakın zamana kadar insanlara “ortalama 300-500 kelime arasında bir şey yazmalısınız yoksa arama motoru sizi dikkate almaz, çok uzun olursa da insanlar okumaz” denilirdi. Bana göre içerikten bağımsız olarak kelime sayısı düşünmek pek mantıklı gelmiyor. Yazacağım konuda 100 kelimelik bir içerik de pekâlâ işimi görebilir, ancak çok kısa içeriklerde ziyaretçinin içeriği çabucak tüketmesi ve ona sunacağım ilgisini çeken başka bir içerik olmaması durumunda SEOcuların korkulu rüyası *Hemen Çıkma Oranı ile yüz yüze gelmenize neden olabilir. Öyle ya bir ziyaretçi sitemizde ne kadar çok süre geçirirse, ne kadar çok içeriği tüketirse arama motoru algoritmaları bizi o kadar çok sevecektir.

Kısa bir yazı yazdık, içerik olarak yeterli peki şimdi ne yapacağız? Benzer konulardaki kısa yazıları birleştirebiliriz (bazen gazetelerdeki köşe yazarları da böyle yaparlar, konudan bağımsız birkaç farklı konuyu aynı anda köşelerine taşırlar).

Diğer bir yöntem olarak içerikle ilgili bir fotoğraf galerisi oluşturabiliriz ve izleyicilerin ilgisini görsellere yöneltebiliriz. Yine site içerisinden izlenebilen videolar da site içerisinde geçirilen sürenin artırılmasını sağlar.

Son olarak da ziyaretçilere benzer ya da farklı konularda ilgilerini çekebilecek başka içerikleri önerebilirsiniz. Site tasarımında, yazınızın sonuna gelen yerde ya da sağ/sol blok kısmında diğer popüler içeriklerinizi gösterebilir; bunu okuyanlar şunu da okudu, bu içerikler de ilginizi çekebilir, şuna göz atmak isteyebilirsiniz, geçen ay en çok şu yazı okundu vs diyerek ziyaretçilerin siteyi terk etme ihtimallerinizi azaltabilirsiniz.

Bu arada unutmayın ki bilgi dolu ya da güzel hikâyeleştirilmiş, bölümlere ayrılmış yazıların uzunluğu okurları sıkmaz, aksine ilgilerini çeker. Eğer paylaşımınız bir yazı dizisi olacak kadar uzun ise onları ikiye hatta üçe bölerek kısım kısım yayınlayabilirsiniz. Elbette her bir kısma önceki yazıyı ve varsa devam yazısını eklemeyi unutmayın.

Uzun yazılarınızı seslendirip bir ses dosyası olarak sunmak da alternatif. Örneğin hareket halindeki birisinin önemli bir bilgiyi edinmesini kolaylaştırabilir veya okumayı tercih etmeyenlere bir seçenek daha sunmuş olursunuz. Ancak uzun ses dosyalarının altına yine bölüm başlıklarının başladığı süreleri not düşmek ziyaretçiniz için kolaylık olacak ve belki de sizin paylaşımlarınızın tutkunu olmasını sağlayacaktır.

– Peki Ya Görseller?

Görsel konusunda da özgün olmanızı öneririm, kendi çektiğiniz görselleri kullanmak okura sizin gözünüzden görebilmesi için fırsat tanımaktır. Elbette herkes harika fotoğraf ya da video çekecek diye bir kural yok, ancak günümüzde bu konuda çok fazla bilgi kaynağı ve çevrimiçi eğitim var. Onları sayesinde siz de görsel bakış açınızı geliştirebilirsiniz. Üstelik birçoğumuzun kullandığı akıllı telefonlar yarı profesyonel fotoğraf ve video kayıt cihazlarını aratmayacak seviyede gelişmiş.

Eğer yazınızda kendi görsellerinizi kullanma şansınız yoksa siz de internet dünyasında yer alan ücretli/ücretsiz görsel sitelerinden hazır görselleri alıp kullanabilirsiniz ya da belki kendi görselinizi kendiniz hazırlayabilirsiniz.

Örneğin www.pixabay.com sitesinde binlerce ücretsiz fotoğraf ve video var (video sayısı için kısıtlı denilebilir), basit bir üyelikle bu fotoğrafları kullanabilirsiniz. Yine benzer https://www.freepik.com/ adlı siteden de ücretli/ücretsiz fotoğraf, çizim (vektörel) görseller indirebilirsiniz.

Çok bilinen görsel düzenleme sitesi www.canva.com üzerinden de ücretli/ücretsiz üyelik ile hem hazır şablonları kullanabilir hem de kendi görsellerinizi yükleyerek karma tasarımlar oluşturabilirsiniz.

Blog içinde yer vereceğiniz videoları doğrudan sitenize yüklemeyin, mümkünse Youtube, Vimeo gibi bir platforma yükleyip oradan paylaşım kodunu alarak sayfanıza ekleyin. Bu sitenizin trafik kotasını daha az harcamanızı ve barındırdığınız sunucudaki kısıtlı kaynakların tasarruflu kullanılmasını sağlayacaktır.

Diğer görseller için ise basit birkaç önerim olacak, özellikle kendi çektiğiniz görselleri fotoğraf makinesi ya da akıllı telefondan geldiği haliyle yüklemeyin. Görsellerin hem boyutlarını hem de dosya isimlerini uygun hale getirip yüklemeniz hem sitenizin hızlı yüklenmesini sağlayacak hem de görsel aramalarda öne çıkmanızı sağlayacaktır.

Örneğin özgün dosya adı DSC_2021_0348273.jpg olan 4 MB boyutunda bir fotoğrafımız olsun.

Dönüştürülmüş dosya adı ve boyutu: istikal-caddesi-don-kisot-kopek.jpg (Dosya adını ilgili konuya atıfta bulunarak değiştirin (Türkçe karakter ve boşluk kullanmaktan kaçınarak). Boyutunu ise 500 KB ortalamasına çekmelisiniz. Bu işi ücretsiz olarak yapan çevrimiçi siteler ya da indirilebilir uygulamalar var. Sadece dikkat etmeniz gereken fotoğraf çözünürlüğünün çok düşmemesi. 1024 piksel genişliği ve 72-96 dpi aralığı ortalama olarak işinizi görecektir (fotoğrafta bir ayrıntıya dikkat çekmeniz gerekmiyorsa).

Bir sayfada çok fazla görsel kullanmak site hızını olumsuz yönde etkileyebilir. Bunu aşmak için kullanılan farklı yöntemler var. Örneğin galeri oluşturmak ve görsellerin küçük halini gösterip tıklayınca büyümesini sağlamak ya da sayfanın tamamını tek seferde yüklemek yerine kullanıcı sayfada aşağıya doğru ilerledikçe aşağıda kalan ögeleri yüklemek vb. Siz de kullandığınız tasarıma ve kodlamaya uygun olarak bunu yapabilirsiniz.

Kullandığınız görsellerin telif hakkı size aitse ve başka yerde kullanılmasını istemiyorsanız görselin içerisine site adresinizi, logonuzu ya da adınızı şeffaf olarak yerleştirebilirsiniz (görsel bütünlüğünü bozmadan). Ayrıca görselin altına mutlaka telif hakkı uyarısını yerleştirin.

Elbette tüm bunları yaparken siz de başkalarının telif haklarına saygı gösterin ve telif gerektiren görselleri eser/telif sahibinin yazılı izin olmaksızın asla kullanmayın.

-Tasarım Önemli mi?

Bu soruya verilecek yanıt hem evet hem de hayır olacaktır. Yani kesin yanıtı sizin içerikte sunduklarınızla örtüşür olması gerektiği. Bilimsel makaleler, akademik araştırma veya inceleme yazıları paylaşıyorsanız süslü püslü bir tasarıma gerek olmadığıdır. Çünkü ziyaretçilerini daha çok bilgi için geliyorlar, ama biraz daha duyulara yönelik içerikler paylaşıyorsanız ziyaretçinin aklı kadar görsel zevkine de hitap etmeniz gerektiğini unutmayın.

En önemli birkaç kıstası söylemekle yetineyim; sade, işlevsel ve kolay kullanılabilir olmalı. İnsanlar tasarımın arasındaki karmaşada yazıların ayrıntılarını kaçırmamalı ya da bir yazıyı tıkladığında üç beş farklı pencere açılmamalı karşısına. Bir seçeneğe girdiğinde menüye kolayca erişebilmeli, ana sayfaya çabucak dönebilmeli. Kaybolan menüler, bir türlü bitmeyip aşağı doğru uzayan sayfalar, yukarı dönmek için kısa yol konmamış bölümler kullanıcıyı uzaklaştırır.

Ve elbette belki de en tasarımın en önemli özelliği hızlıca yüklenebilir olması (bu sadece tasarıma değil site içerisinde kullanılan kodlamaya, sunucu hızınıza varana kadar birçok farklı değişkene bağlı). Günümüzde özellikle akıllı telefonlarımızda açtığımız sitelerin yüklenme sürelerinin çok hızlı olması gerekiyor, aksi durumda ziyaretçi sıkılıp sayfa daha açılmadan terk ediyor. O yüzden tasarımınız hem masa üstü hem de mobil uyumlu olmalı ve olabildiğince hızlı açılmalı. Açılırken de özellikle mobil ana sayfada kullanıcıyı karşılayan kapatmak için uğraştığımız açılır pencereler ekranı kaplamamalı. Unutmayın artık arama motorları sitenin açılma hızını da göz önüne alarak değerlendirme yapıyor.

Siz de sitenizin hızını Google test araçları ile ölçebilirsiniz.

Ne Sıklıkla Yazmalıyım?

Yazma sıklığınızı siz belirlemelisiniz, bunu en iyi siz bilebilirsiniz. Ancak sıkı bir blog yazarı olarak adlandırılmak istiyorsanız en azından haftada bir ve düzenli olarak yazmalısınız. Yani yazma sıklığınız kadar düzenli olarak yazıyor olmanız da önemlidir.

Genelde ilk heyecanla bazen günde bir iki yazı yazanlar da olacaktır, ancak bu kadar hızlı içerik üretebilmek hem bilgi hem de zaman anlamında sizi zorlayabilir. Burada önemli olan yazma sıklığınızı sürdürülebilir tutacak şekilde yazmanızdır. Eğer araştırma gerektiren bir yazı yazacaksınız yazma öncesi yapacağınız araştırma, görsel seçme/hazırlama, kaynak tarama, alıntı ve atıflara yer vereceğiniz yapıyı oluşturmak için ciddi bir zamana ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Elbette ilk baştaki isteğinizin bir süre sonra kırılabileceğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Motivasyon düşüşündeki temel nedenler yazıların az sayıda okunması ya da çok okunsa bile geri bildirim almamaktır. Blog yazarak doğrudan para kazanmadığınızı da düşünürsek bu çok normal bir durumdur.

Blog İçeriklerini Nerede Paylaşmalıyım?

En baştan söyleyeyim ben blog içeriklerinizi her zaman için kendinize ait bir sunucuda, kendi alan adınızda yayınlanması taraftarıyım. Bunu söylememin birçok farklı gerekçesi var ancak hepsini yazmama gerek yok, şunu bilseniz yeterli; yazılarınızı paylaştığınız site bir gün kapanırsa, erişime engellenirse ya da sizi sistemden atarsa ne olacak? Bu nedenle yazılarınızı çok ziyaretçi çeken, popüler paylaşım sitelerine koyabilirsiniz ancak en azından bir kopyalarının kendi sitenizde olmasını öneririm. İki yerde birden yazı paylaşmak zor gelebilir, e n’apalım hayatta kolay bir şey yok. Şaka bir yana paylaşım sitelerinde yer alan yazılarınızı geniş kitlelere ulaşmak için kullanırken sadece sitenizi ziyaret eden kullanıcılar için daha fazla ayrıntı içeren ya da onlara özel olarak sunacağınız içeriklerle ziyaretçi çekebilirsiniz.

Elbette kendi alan adınızda ve barındırma hizmetinizde yayınlamanın bazı maddi giderleri de olacaktır, ancak kişisel blog gibi seçeneklerde bu maliyetleri yıllık 250-500 TL’ye çözebilirsiniz. Çok daha ucuza karşılayan yerler de bulunacaktır ancak fiyat düştükçe alacağınız kapasite, performans ve hizmetin düşeceğini göz önünde bulundurmalısınız.

Blog Hazır, İlk İçerikleri de Yazdım, Peki Şimdi?

Ziyaretçi çekmeye başlamadan önce kendi sitenizde bir ziyaretçi istatistik uygulaması kullanmanızı öneririm. Böylece ziyaretçiler nereden gelmiş, ilk açtıkları sayfa neresi olmuş, hangi içerik ne kadar okunmuş, ziyaretçiler başka hangi içeriklerle ilgilenmişler, sitede ne kadar zaman geçirmişler, peki bu ziyaretçilerin demografik verileri nedir? Tüm bunlar size gelecekte yazacağınız yazılar için okurların ilgilerini ölçme şansı sunacaktır. Bu uygulamalardan en çok kullanılanları Google Analytics ve Yandex Metrica. Ölçmek istediğiniz verilere göre ikisinden birini tercih edebilirsiniz. Ancak bunların izleme kodlarını sitenizi uygulamak için biraz teknik bilgiye ihtiyacınız olabilir.

Ziyaretçileri çekmeden önce yapmanız gereken son iki şey kaldı. Birincisi siteye gelen ve içeriğinizi başkasıyla paylaşmak isteyen ziyaretçilerin işini kolaylaştırmak. Yazınızın alt ve/veya üst kısmında yer alacak paylaşım bağlantılarının kullanılması, başka okurların da sizden haberdar olmasını sağlayacaktır. En sık kullanılan bağlantı düğmeleri arasında Facebook, Twitter, Whatsapp, LinkedIn, Pinterest, Telegram, Eposta bağlantılarını sayabiliriz. Bu bağlantı düğmelerinin neler olacağını, hedef kitlenize göre belirleyebilirsiniz.

Ve son olarak içeriklerinizin altında kullanıcı yorumlarını açmak. Bu da siteye gelip içeriğinizi okuyan kişilerin sizinle etkileşime geçme, geri bildirim ve iletişim kurma yöntemlerinden biridir. Bazı siteler çok fazla yorum alırken bazıları çok ziyaretçi çekmesine rağmen yorum almayabilir. Yorum, hedef kitleye ve yazı içeriğine göre değişen bir geri bildirimdir. Bu nedenle siteniz yorum almıyor diye üzülmeyin, şevkiniz kırılmasın, teşekkür etmeyi pek bilmeyen bir toplumuz.

Şimdi sıra siteye ziyaretçi çekmekte. Tamam da bunu nasıl yapacağız? Ziyaretçi çekmek için birçok yöntem var, siz bunların içinden size en uygun olanı kullanabilirsiniz.

En temel ziyaretçi çekme yöntemi sosyal medya hesaplarınızda yapacağınız paylaşımlardır. Platformun özelliğine göre bir görsel ve içeriğinizden kısa bir alıntı ile altına yazacağınız blog url bağlantısı ile ziyaretçileri çekebilirsiniz. Ayrıca sosyal medya hesaplarınızın profil sayfalarında site adresinize yer vermeniz de *Backlink anlamında faydalı olacaktır.

Diğer yöntemlerden biri arama motorlarına kayıt yaptırmanız olacaktır. Yani Google, Yandex gibi sitelere “bakın ben buradayım ve içerikler paylaşıyorum” demelisiniz (bu konu biraz teknik olduğu için dışarıdan destek almanız gerekebilir, yok illa kendim yapacağım diyorsanız eğitim videoları ve yardım dosyalarını okumak üzere Google ya da Yandex adreslerini ziyaret edebilirsiniz).

Ücretli yöntemlerden birisi Google arama motorunda ya da sosyal medya platformlarında yayınlanmak üzere reklam verebilirsiniz. Reklam bütçesi sizin seçeceğiniz hedef kitle, reklam yöntemi, kullanacağınız araçlar, reklam süresi gibi ölçütlere göre değişkenlik gösterecektir. Eğer daha önce hiç reklam deneyiminiz olmadıysa hem Google’ın hem de Facebook’un bu konuda hazırladıkları geniş içerikli yardım sitelerine bakabilirsiniz. Üstelik bu sitelerden sadece bilindik reklam araçlarını değil dijital pazarlama konusunu da öğrenebilirsiniz.

Alıntılar, Bilgiler, Kaynakça ve Bağlantılar:

*Hemen Çıkma Oranı – Wikipedia: Hemen çıkma oranı veya çıkma oranı ya da daha yoğun şekilde İngilizce olarak kullanılan adıyla “bounce rate”, web trafik analizinde kullanılan bir internet pazarlama terimidir. Hemen çıkma oranı, ziyaretçi tarafından web sitesine yapılan ziyaretlerdeki etkinliğin bir ölçüsüdür. Bu oran yüzde olarak ölçülür ve ziyaretçinin bir web sitesine girişinden itibaren ziyaretini sonlandırdığı süre içerisinde sitede geçirdiği oranın, bu web sitesine yapılan toplam ziyaret süresine karşı oranını temsil eder.

*Backlink – Wikipedia: Bir internet sitesi, herhangi başka bir siteye eklendiği zaman Google ve diğer arama motorlarında “link:www.siteadi.com” gibi arama sonuçlarında çıkan siteler, aratılan internet sitesine backlink verildiğini gösterir. Site ile alakalı bağlantılar “PageRank” artışına katkı sağlar. Vikipedi gibi kimi siteler ise dış bağlantılarda “nofollow” etiketini kullanır. Bu bağlantılar arama motorları tarafından göz ardı edilir, backlink olarak dikkate alınmaz. Google çeşitli durumlar için NoFollow etiketi kullanımını tavsiye eder.

Arama motorlarının backlink ile ilgili temel varsayımı; bir sitenin başka bir siteye bağlantı vermesinin, bağlantı verilen sitenin kötü veya zararlı olmayacağına dair bir gösterge olmasıdır. Backlink, sitenin PageRank’inin yükselmesinde en etkili araçtır.

Başlık görseli alıntıdır: Freepik

 

Örnek olarak hazırladığım “Mandabatmaz’da Bir Türk Kahvesi” yazısını aşağıda okumaya devam edebilirsiniz.

 

 

Mandabatmaz’da Bir Türk Kahvesi

Geçtiğimiz hafta, uzun süredir görüşemediğim arkadaşım İrem ile buluşmaya karar verdik. Öyle ya pandemi biteli aylar olmuş, gerek işlerimiz gerekse hâlâ üzerimizde taşıdığımız hastalanma/hastalık bulaştırma korkusunu bir türlü yenememiştik. Bu kez kararlıydık, hem buluşacak hem de daha önce sık sık yaptığımız gibi Mandabatmaz’da birlikte kahve içip sohbet edecektik. Telefon konuşmamızı haftaya Cumartesi öğleden sonra buluşmak üzere randevulaşarak bitirdik.

İstiklâl’deki Kurtarıcı

Cumartesi günü Mandabatmaz’a giderken eskiden yaptığım gibi İstiklal Caddesi’nden geçiyordum. Caddeye Tünel tarafından giriş yapmıştım, yolda onlarca tarihi mekânın önünden geçerken bu dokuyu özlediğimi fark ettim. Bir durup nefes aldım, mağaza vitrinlerini izleyen, tek tek veya grup halinde ama hızlı ama yavaş yürüyen, yürürken de sohbet eden kimi neşeli kimi heyecanlı insanlar gördüm. Bazılarının yüzü asık, üzgün, bazıları da mutlu görünüyorlardı. Hâlâ hastalık korkusuyla olsa gerek maske takanlar da vardı.

Kafamı kaldırıp binaların üst katlarına baktım, bazılarından bayraklar sarkıyor, bazı pencereler açık, kimi pencerelerden müzik yayılıyor dışarıya (bir kısmı davet edici bir kısmı da kakafoni misali). O sırada bir tramvay geçiyordu zilini çalarak. Kulaklığıyla tramvay yolunda yürüyen ve belki müziğin etkisiyle bu dünyadan soyutlanmış gencin omuzuna bir el dokundu, sakin ve güven veren bir hareketle onu yoldan çekti. Gülümseyerek ve şükranla baktı genç kız, kurtarıcısına.

*Don Kişot Köpek

Sonra yoluma devam ettim, kahveci sokağının köşesine geldiğinizde yerde uyuyan sokak köpeği birden uyanıp amaçsızca havlamaya başladı sağa sola. Belli ki onu tedirgin eden bir ses, görüntü ya da koku vardı bizim fark edemediğimiz. Kendi yel değirmenlerine savaş açan Don Kişot köpeğin yanından geçen herkes korkuyla yolunu değiştiriyordu ama ben saldırgan olacağına inanmamıştım. Öyle ya saldırgan bir sokak köpeği bunca kalabalığın arasında zaten barınamazdı. Önce bir ıslık çalıp dikkatini çekmeye çalıştım ve ardından onun yüz hizasına eğilip elimi uzattım. “Ne oldu ülen, ne havlıyorsun” diye şefkatli bir seslenişle uzattığım elime baktı önce, ardından kuyruğunu sallayıp yanıma seğirtti, uzattığım eli kokladı, hatta biraz da yaladı. Ben başını okşayıp onu sakinleştirirken o başını geriye çevirip birkaç kez daha kısa havlamalarla kendisini tedirgin eden şeye burada olduğunu belli etti. Sonra havlamalarını da kesti, belki benden aldığı güvenle. Ben biraz başını okşayıp onu sakinleştirdim ve tam yanından ayrılırken arkadaşımın çoktan geldiğini, kahvecinin önündeki sokağa konulmuş taburelerden birine oturduğunu fark ettim. O da köpeğin ani havlamalarına doğru döndüğü için göz göze gelmiştik. Elimi kaldırıp selam verdim ve köpekle vedalaşıp, hızlı adımlarla arkadaşıma doğru yürümeye başladım. Köpek de birkaç adım attı benimle birlikte, sonra birden bana olan ilgisini kaybedip az önce yattığı yere geri döndü ve tekrar uzanıp caddeden geçenleri seyre daldı.

“Sadeli” Kahvenin Tadı

Arkadaşıma sarıldım, uzun süredir görüşmüyor olmanın getirdiği hasretle kucaklaştık. Birbirimize olan özlemimizi gidereceğimiz için heyecanlıydım. O esnada kahveci geldi, İrem seslendi “Nasıl içersin kahveni?” tabureye oturmaya çalışırken telefonumu arıyordum montumun ceplerinde. Dikkatim dağılmış olmalı ki İrem sorusunu yineledi kahveciyi fazla bekletmemek adına “Kahveni diyorum, nasıl içersin? Yine sade mi yoksa şekerli mi?” Sonunda cep telefonumu bulmanın rahatlığıyla gayriihtiyari yanıtladım sorusunu “Ha, ne kahvem mi, sadeli olsun” dedim. Sonra arkadaşımla göz göze geldik “sadeli” nedir ya gibisinden bakıştık ve bir anda gülmeye başladık eski günlerdeki gibi. Kahveci hâlâ siparişimizi bekliyordu, çünkü bir an önce bizim siparişi alıp sırada bekleyenlere gitmek zorunda. Arkadaşım kahveciye döndü ve “iki sadeli” dedi gülmeyi sürdürürken. Kahveci de gülüşmelerimize eşlik ederek “İki sadeli” deyip ocağa doğru yöneldi.

Kahvenin güzelliğinden mi, kahvecinin maharetinden mi yoksa arkadaşımın özlediğim sohbetinden mi bilinmez o gün Mandabatmaz’da içtiğim okkalı, bol köpüklü ve “sadeli” Türk Kahvesi benim için dünyanın en güzel ve unutulmaz kahvesi oluverdi.

Oğuz GÜLAY

“Mandabatmaz’da bir Türk Kahvesi” adlı içeriği sesli olarak dinleyebilirsiniz.
Toplam Süre 1.55 dk. / Bölümler – B1 – 0.00 / B2 – 0.32 / B3 – 1.05 / B4 – 1.25

(Ses dosyası çalışmaz, uygulama örneği olması konulmuştur)

 

Alıntılar, Bilgiler, Kaynakça ve Bağlantılar:

*Kahve Görseli Alıntıdır: Pixabay

*İstiklâl Caddesi, Wikipedia:  İstiklal Caddesi, Beyoğlu, İstanbul’daki Tünel–Taksim Meydanı arası popüler bir caddedir. 19. yüzyılın sonlarından günümüze dek Türkiye’nin en popüler caddesi olma ünvanını koruyan cadde, 1.4 km uzunluğundadır.

İstiklâl Caddesi, Google Haritalar –  Konum

*Don Kişot / Don Quijote: Don Kişot, İspanyol romancı Miguel de Cervantes Saavedra’nın romanı ve aynı zamanda bu romandaki asıl şahsiyetin adı. (Wikipedia)

*Mandabatmaz Web Sitesi: https://mandabatmaz.com.tr/

Mandabatmaz Google Haritalar: Konum

Kelime Sayısı: ~600 – Okuma Süresi: ~1,5-2 dakika

“Mandabatmaz’da bir Türk Kahvesi” – Yazan: Oğuz GÜLAY

Bu İçeriği Beğendiysen Arkadaşlarınla da Paylaşır mısın Lütfen!