Canım Türkiyemde Kompile Teorileri

Kategoriler Fotoğraf0 yorum

komple teorisi - Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümü üzerine bir yazı

Canım Türkiyem’de her dönemde yaşanan olaylar karşısında bir komplo teorisi üretilmiştir ve görünen o ki üretilmeye de devam edilecektir. Çünkü Türkiye gibi stratejik önemi yüksek (!) bir coğrafyada hep ne idüğü belirsiz olaylar, kuşku uyandıran ölümler, patlatılan bombalar, işkence yoluyla alınan itiraflar, çamur at izi kalsınlar, at iziyle it izini karıştırmalar, kurdun puslu, puştun sisli havayı sevmesi gibi olaylar hep olmuştur, olacaktır.

Geçtiğimiz ay içinde Büyük Birlik Partisi Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki heyet (yardımcıları, gazeteci, pilot) elim bir kaza (!) sonucu hayatlarını yitirdi. Göründüğü kadarıyla bu kaza olası bir şeymiş gibi karşılandı bazı çevrelerce. Önce o kazada ölenlere Allah’tan rahmet dileyelim ve böylece onlara karşı dini görevimizi yerine getirelim.

Kaza sonrasında her kafadan bir ses çıktı :

* Bu hava koşullarında, bu tarz basit bir helikopterle uçulur muymuş?

* Daha iyi donanımlı bir helikopter olmalıymış, pervanesi ikiliymiş, dörtlü olmalıymış.

* Pilot hava koşullarının zorluğunu görünce geri dönmeliymiş.

Bir başka kesimden insanlarsa sanki bu tip konularda deneyimleri sonsuzmuş gibi arama-kurtarma konusunda ahkam kestiler.

* Helikopterde yer tespit cihazı yokmuş (aslında varmış ama çalışmamış, nasıl oluyor böyle bir şey orası ayrı).

* GSM şebesi son görüşülen baz istasyonunun adresini tam olarak vermeliymiş.

* Yok efendim bu kadar teknolojiye rağmen verilememiş olması ayıpmış.

* Deneyimli kurtarıcıların yerine yöre köylülerinin kaza yerine ve enkaza ulaşmaları ayıpmış.


Önce, durumla ve Yazıcıoğlu’yla ilgili bir kaç şeyi hatırlayalım.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu ilk kez bu seçimlerde helikoptere binmiş, çevresindeki arkadaşlarının ısrarı üzerine onaylamış. Daha fazla yerde seçim toplantılarına katılabilmek için kendisini ikna etmişler, daha öncede bir kaç kez trafik kazası atlattığı için olsa gerek bu öneriyi geri çevirmemiş Muhsin Başkan. Bir dönem (2002 seçimleri öncesinde) hazine tarafından partisine verilecek seçim yardımını Şehit Ailelerine ve Mehmetçik Vakfına bağışlamak istediklerini, ancak yasalar gereği bunun yolunun kapalı olduğunu ve bir yol bulmaya çalışacaklarını açıklamıştı. Yazıcıoğlu, o konuşmasında eğer yardımı bağışlama olanağı bulamazlarsa seçim yardımını almayıp hazineye bırakabileceklerini eklemişti. Yani halkın parasının gerçekten halkta kalmasını dileyen birisiydi.

Evet zamanında üyesi ve yöneticisi olduğu ocaklar nedeniyle bir çok kişinin kanına canına girmekle suçlanmış, lanet olası askeri darbe sırasında O’na da cezaevi yolu gözükmüştü. Yıllar sonra o dönemde yaptıklarının bir hata olduğunu, çünkü bir takım karanlık güçlerin onları nasıl amansızca kullandığını ve birbirine kırdırttığını anlamıştı. Artık çok geçti belki, çünkü bir çok kişinin kaleminin kırılmasına neden olmuştu, ama vicdanen rahatsız olduğunu dile getiriyor ve gençlikte yaptıklarının çok büyük hatalar olduğunu söylüyordu.

Şimdi milletin ortaya attığı faso fisoları geçelim, oturup hep birlikte bir komple teorisi yazalım bakalım ne çıkacak ortaya.

Muhsin Yazıcıoğlu bulunduğu görevi ve inançları gereği Müslümanlığı ve Türklüğü savunan, ama faşist ve kafatasçı bir milliyetçilik amacı gütmeyen bir konumdaydı (veya en azından öyle görünüyordu). Belki de birazda bu nedenle MHP ile aynı çizgide yürümüyordu ve yıllar önce yollarını ayırmıştı.

Bu kazadan çok kısa bir süre sonra Amerikan Başkanı Türkiye’ye gelip gerek ikili görüşmelerde, gerekse Meclisimizde yaptığı konuşmalarda bizden bazı taleplerde bulundu. Bu tam olarak açıklanmamış olsa da bizden istediği bir kaç şey sırasıyla şunlardı:

1. Afganistan’da El Kaideyi kovalarken Nato Gücü olarak Türk askeri yanımızda olsun. Afgan halkının, gerek ortak inançlarımız gerekse tarihi bağlarımız nedeniyle bize karşı olan güvenini kullanmak istiyorlar.

2. Irak’tan çekilirken İncirlik üssü özellikle büyük silahlar ve techizatın taşınmasında bize dayanak noktası olsun. Geri dönüşü sizinle birlikte planlayıp yapalım (Çaktırmayın ama zaten, asker taşımasını İncirlik üssü üzerinden yapıyorlar).

3. Kuzey Irak bölgesinde kurulacak Kürdistan Devletini tanıyın, PKK için dörtlü hatta beşki katılımla (A.B.D, Türkiye, Irak Genel Yönetimi, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, hatta PKK) çözüm yolu bulalım. Musul ve Kerkük için bir orta yol bulalım. Görünüşe göre Irak Petrollerinin kayda değer bir bölümü de Kürdistan Devletinin yönetimine bırakılacak, böylece yeni kurulacak bu devletin kendi ayakları üzerinde kalabilmesi için ekonomik özgürlüğü sağlanacak (tabi ABD’nin izin verdiği ölçüde).

4. Ermenistan’la ilişkilerimiz geliştirilecek, hatta şu ana kadar sağlanan yumuşama sayesinde sınır kapısı açılacak, böylece Ermenistan’ın Dünyanın diğer ülkeleriyle ticari ilişkileri için Türkiye bir köprü görevi görecek. Tabi bu arada Azerbaycan’la birlikte diğer Türk Devletlerine sırt çevireceğiz ve hatta onları bize küstürüp tamamen Rusya’nın kucağına iteceğiz. Böylece Kafkaslarda Rusların eli güçlenirken biz kıçı kırık bir Ermenistan Devletini kendimize dost edineceğiz. Neden? Çünkü etmezsek, ABD, tehcir sırasında yaşanan olayları soykırım olarak kabul edecek (etmezlerse taaa… diyesi geliyor insanın içinden ama neyse).

5. Bundan sonraki maddeleri ben de bilmiyorum, ABD kapalı kapılar ardında bizden neler istemiştir şimdilik bir düşüncem yok. Ama inanıyorum ki yakın zamanda bunun da kokusu çıkacaktır.

Şimdi bu isteklerin ve yakın zamanda başımıza örülecek çorapların Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümüyle ne gibi bir ilgisi olabilir?

Türkiye’de yukarıda açıkladığım 4 maddenin içinde, 3. ve 4. maddelerine ve hatta belki tümüne en fazla muhalif olacak kişi veya kurumlar kimler olacaktı sizce? AKP Hükumeti mi? CHP Muhalefeti mi? Ordu mu? Sivil toplum örgütleri mi? Greenpeace mi? Kanaryasevenler Derneği mi?

AKP Hükümeti, zaten varlığını sürdürebilmek için ABD desteğine ihtiyacı olduğu için bu önermelerin (diretmelerin) hepsine olur verecektir, o yüzden onları geçelim.

CHP Muhalefeti ise, zaten her şeye muhaliftir. Onlara ne söyleseniz aksini iddia etmeye çalıştıkları için bu konularda haklı olsalar dahi, halkın gözünde haksız duruma düşecek ve yine hiç bir haltı başaramayacaklardır, onları da geçelim.

Bu tarz diretmelere şiddetle karşı çıkacak üç siyasi parti olacaktı Türkiye’de. MHP, BBP ve belki de SP. SP şu anki oy potansiyeli yüzünden çok fazla dikkate alınmayacaktı belki de. BBP çok etkili olmasa da yine de muhalif olacaktı, karşı çıkacak ve sesini yükseltecekti. Belki de her ne kadar AKP ve ABD yandaşı gibi görünse de en sert muhalifi (oy potansiyeli nedeniyle) MHP gösterecekti. Özellikle milliyetçi muhafazakar tabanından gelecek ve CHP’nin bir halt beceremeyeceğini düşünen, aşırı sol görüşlü olmayan ve merkeze daha yakın insanlar da MHP’ye katılacaktı.

Peki sizce böyle bir durumda, o meşum “karanlık güçler”; MHP Başkanı Devlet Bahçeli’yi öldürebilirler miydi ? Ortaya çıkabilecek tepkinin miktarını sanırım pek çok kimse tahmin bile edemez. Dolayısıyla, BBP Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu öldürülüp, MHP Başkanına “sakın ses çıkarma, senin de sonun böyle olabilir” tehdidi yapılmış veya yapılmak istenmiş olabilir mi? Hani eskilerin deyimiyle “Ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek” durumu ortaya çıkartılabilir mi? Böylece MHP zaten son zamanlarda iyice AKP ve ABD yanlısı olmuşken, sadece tabanından gelebilecek tepkiler nedeniyle bir çıkış yapıp Türkiye’nin ABD diretme ve dayatmalarına karşı çıkması engellenmiş olabilir mi?

Burası Türkiye dostlarım, her şey olabilir, hepimizin başına her an bir şeyler gelebilir.

Not : Bu sadece ülkemizin içinde bulunduğu ortamda yapılmış kişisel bir durum tespitidir. Hiç bir ideolojik veya siyasal görüş savunması yapılmamaktadır. Bu yazıdan sonra olur da eskaza başıma bir şey gelirse, Vallahi Kompile Teorisi değil Kompile Şanssızlıktandır 😉

Böyle duyurdu Berduş…

Kompile Teorisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir