Geleceğin Türk Sopranosu Burcu Kurt İle Röportaj – #BurcuKurt

Kategoriler Fotoğraf0 yorum

Burcu Kurt soprano şarkı söyleşi sahne müzik opera İzmir Türk Viyana Avusturya

Geleceğin Sopranosu(1)


Geçtiğimiz günlerde bir genç kızla söyleşi olanağı buldum, kızımızın adı Burcu Kurt. Burcu, ‘Güzel İzmir’in güzel kızlarından birisi. Fotoğraf sanatı sayesinde tanıştık Burcu’yla, fotoğraf dostu olduğu için zaman bulduğunda arkadaşlarına gönüllü modellik yapıyor, ama esas hedefi model olmak değil, kendisi iyi bir opera sanatçısı olmayı hedefliyor. Burcu, bana La Diva Turca(2)’yı yani geçmiş dönemin en ünlü Türk Opera Yıldızı Leyla Gencer’i hatırlattı. İşte geleceğin sopranosu Burcu’yla yaptığımız kısa söyleşiyi ve hedeflerini aşağıda okuyabilirsiniz.

Sakarpiyon – Artık tanışma faslını geçtiğimize göre, ilk soruyu sorayım. Neden Opera? Yani bir insan neden opera sanatçısı olmak ister?

Burcu Kurt – Güzel bir soru, çocukluğumda okul korosunda yer alıyordum ve şarkı söylemeyi çok seviyordum. Bir gün gerçekten iyi şarkı söylemek için konservatuarda(3) okumam gerektiğini düşündüm ve sınavlara girdim.

S – Ailenin katkısı neydi bu seçimde, seni şarkı söylemen için teşvik ettiler mi veya özel dersler için yönlendirdiler mi veya ailende müzisyen, şarkıcı kişiler var mıydı, kısacası müzik aile geleneğiniz miydi?

B.K.- Hayır, ailemde müzikle uğraşan hiç kimse yoktu, yani aile geleneğimizde böyle bir şey yok. Annem ve babam sanatsever insanlardır, ama bu seçimde onların hiç etkileri olmadı, aksine konservatuar seçimim onların tepkisiyle karşılaşmama neden oldu?


S- Yani ailen senin konservatuara gitmeni istemedi mi?

B.K.- Annem ve babam öğretmendi, benim de konservatuara girmem onların kâbusu oldu. Özellikle matematik öğretmeni olan babam bunu asla kabullenmedi. Benim matematik üzerine eğitim almam gerektiğini düşünüyordu.

S- Neden, matematikte müzikte olduğundan daha mı başarılıydın?

B.K.- Aslında matematikte de müzikte de başarılıydım, ancak lise yıllarımda sırf babama inat, matematikten düşük notlar almaya çalışıyordum. Böylece benim matematik okumak için yetersiz olduğumu düşünmelerini istiyordum.

S- Peki sonra ne oldu? Liseden mezun olunca Konservatuara mı başladın?

B.K.- Evet, o zaman da kıyamet koptu. Babamla aramızdaki tüm bağlar gevşedi, yaptığımı kabullenemedi ve benimle iletişimi neredeyse tamamen kesti.

S- Artık hiç görüşmüyor musunuz?

B.K.- Şu anda zaten yurtdışında okuyorum, dolayısıyla iyiden iyiye azaldı görüşmelerimiz.

S- Evet bir de yurtdışı hikâyen var, onu da dinlemek istiyorum. Ama önce konservatuar yıllarını anlat lütfen.

B.K. – 9 Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nı kazandım. Çok değerli hocalarla çalışma olanağı buldum. Babam maddi  yönden çok fazla yardımcı olmuyordu. Manevi desteğini  tamamen kesmişti zaten. Bu nedenle zaman zaman çalışmak, yani para için şarkı söylemek zorunda kaldım. Her türlü zorluğa rağmen okulu başarıyla bitirdim.

S- Yani İzmir kulüplerinde sahne mi aldın?

B.K- Doğru, İzmir ve civarında otellerde, barlarda ve düğünlerde sahneye çıktım, popüler müzik söylüyordum.

S- İyi para kazanabiliyor muydun?

B.K.- Açıkçası ancak ihtiyaçlarımı karşılayabilecek kadar kazanıyordum, fakat çok yorucu bir hayattı. Zaten çok uzun sürmedi bu fasıl, çünkü orada sesinizi çok yıpratıyorsunuz, bu da benim gibi hedefleri olan birisi için kötü sonuçlar doğurabilecek diye çabuk vazgeçtim.

S- Hedeflerin nedir?

B.K.- Öncelikle iyi bir soprano olmak ve dünyaca tanınan operalarda yer almak istiyorum. Zaten bu nedenle de yurtdışında okumayı seçtim, başarırsam sanat yaşamıma yurt dışında devam etmek istiyorum.

S- Türkiye’de aldığın eğitim bu hedeflerin yetersiz mi kalıyordu?

B.K. – Yetersiz demek buradaki eğitimi ve hocalarımı küçümsemek olur, ama hedefiniz bu kadar büyükse daha fazlasına ihtiyaç duyduğunuz kesin.

S- O zaman da kendini geliştirmek için yurtdışını mı tercih ettin?

B.K- Evet, okuduğum bölüme göre okullar bakmaya başladım. Ben de İtalya, Almanya, ABD ve Avusturya’ya baktım. Araştırmalarım sonucunda İtalya ve Almanya seçeneklerini oradaki eğitimi kısıtlı gördüğüm için, ABD’yi ise maddi imkânsızlıklar nedeniyle kısa sürede eledim, bana göre en iyi seçenek Avusturya görünüyordu. Zaten bir arkadaşım da oradaydı, onun da desteğiyle Graz Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi’ne (Kunstuniversität Graz – KUG –http://www.kug.ac.at ) başvurdum ve kabul edildim.

S- İyi ama hem maddi sıkıntılardan söz ediyorsun hem de yurtdışında, Avusturya gibi pahalı bir Avrupa ülkesinde müzik konusunda iddialı ve iyi bir okulu seçiyorsun. Burada bir çelişki yok mu?

B.K.- Hem var hem de yok. Normalde bu okulun eğitim ücreti oldukça yüksek, ancak Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerden (az gelişmiş ülkeler de diyebiliriz) gelen öğrenciler için çok düşük ücret talep ediyorlar. Ama bunu kabul edebilmeleri için başarı oranınızın çok yüksek olması gerekiyor.

S- Sen nasıl kabul edildin?

B.K.- Bir kere bu okulda eğitimimi devam ettirmeyi kafama koymuştum, gittim, başvuru yaptım. Giriş sınavını yaptım ve okula kabul edildim, ama asıl sorun ondan sonra başladı. Okula devam edebilmek için 2 dönem sonra yapılacak Almanca sınavı geçmem gerekiyordu ve ben tek kelime Almanca bilmiyordum. Bu dönem boyunca hem derslerime adapte olmaya hem de Almanca öğrenmeye çalıştım.

S- Sonuç?

B.K. – Sonuç ortada değil mi? 🙂 Başardım ve devam ediyorum.

S- Okula ücret ödemiyorsun onu anladım, ailenden de bir katkı gelmiyor, ama ya barınma ve yeme içme gibi temel ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorsun?

B.K.- Sorun da burada, Avusturya gerçekten pahalı bir ülke, aylık 500-750 Euro gibi masrafım oluyor (kira, zorunlu sigorta, yol, yemek, yakacak vs.). Bu parayı bulabilmek için Türkiye’de burs arıyorum sürekli ve her ayın sonunu nasıl getireceğimi kara kara düşünüyorum. Okuldaki gösteri çalışmalarımız ve provalarımız nedeniyle düzenli tam zamanlı veya yarı zamanlı işler bulamıyorum. Arada sırada günlük iş fırsatı çıkarsa kaçırmamaya çalışıyorum.

S- Türkiye’den burs bulabiliyor musun?

B.K.- Maalesef hayır. Çünkü sanat dallarında eğitim görenlere burs veren kurum ve kuruluş sayısı çok az ve verilen burslar çok kısıtlı. Her dönem, yüzlerce yere başvuruda bulunuyorum. Sağ olsunlar birçoğu geri dönüş yapıyor, ama sanat bursu vermediklerini söyleyip bana nazikçe başarılar diliyorlar. Avusturya’daki üniversitemden bulabildiklerim ise çok düşük ve birçoğu tek seferlik burslar. Dolayısıyla her seferinde yeni burslar aramak durumunda kalıyorum. Bir yandan okurken bir yandan da bunlarla uğraşmak gerçekten çok zor.

S- Türkiye’de bu kadar çok şirket sanata ve sanatçıya destek veriyoruz diye koca koca reklâmlar veriyorlar, yoksa bizi mi kandırıyorlar?

B.K. – Bir yerde doğruyu söylüyorlar, ama bu desteği alabilmeniz için bazı şartlar var, bu şartlar yerine getirilmediği zaman ağzınızla kuş tutsanız da olmuyor. Örneğin Eczacıbaşı Holding’in burs şartlarında; müzik öğrencilerinin master  ya da doktora yaptıklarında burs alabilme yaşları 24 olarak belirtilmiş. Ben bu yaşı geçtim, çünkü zaten 19 yaşında konservatuara girdim ve 5 yıllık eğitim aldım. Bazı konservatuarlarda eğitim süresi şan için 7 yıl bile olabiliyor. Böyle bir durumda öğrenci, mezun olduğunda yaş sınırını otomatik olarak aşmış oluyor. Özel bir holding  bünyesindeki burs için de daha farklı bir sorun yaşadım. Onların tüm burs koşullarını karşılıyordum, ancak bu kez sorun benden kaynaklanmıyordu. Çünkü kuruluş, okul ücretimin tamamını burs kapsamında karşılayabileceklerini söylediler.

S- İyi ama senin okulun zaten ücretsiz!

B.K.- İşte sorun da bu zaten, ben okula çok düşük bir ücret ödüyorum (yıllık 40 Euro kadar). Benim derdim okul ücreti değil ki, ben Avusturya’da yaşayabilmek için burs arıyorum ve şirket bu giderleri burs olarak ödeyemeyeceğini söyledi ve beni geri çevirdi.

S- Şimdi daha iyi anlaşılıyor sıkıntılar, kurumlar koydukları yanlış kurallar nedeniyle kaynakları doğru kişilere aktaramıyorlar. Anlaşılan eğitim sürecinde kalıcı bir burs bulana kadar bu sıkıntıları yaşamaya devam edeceksin. Bu sıkıntıları bir yana koyarsak yakın gelecekteki planların nedir?

B.K. – Aralık ayında Viyana’da özel bir ajansın düzenlediği bir  organizasyonda Viyana Vals Orkestrası ile Çin’de 8 ayrı şehirde, solist olarak yer alacağım. Benim için sanatsal anlamda çok güzel bir tecrübe olacak, hem de Çin’i göreceğim. Ayrıca Ocak ayında üniversitenin opera stüdyosunda, Puccini’nin ‘Suor Angelica’ operasında iki rol seslendireceğim.

S- ABD’ye gitmeyi düşündün mü hiç?

B.K- Evet buraya gelmeden önce ilk başta orayı da düşünmüştüm. Çünkü ABD’de Klasik Müzik konusunda özellikle son yıllarda yükseliş gösteren bir eğilim var. Şimdi önümüzdeki dönem de uluslararası öğrenci değişim programıyla ABD’de çok iyi bir okulda bir dönem eğitim şansım var, bunu değerlendirmek istiyorum. Dört aylık bir programda dünyanın saygın hocalarıyla çalışma olanağı buluyorsunuz. Ancak yine maddi imkânlardan dolayı gidip gidemeyeceğim belirsiz. Çünkü dört aylık süreç içerisinde orada minimum koşullarda yaşayabilmek için 4-5 Bin USD’ye ihtiyacım olacak.

S- Anlaşılan yine dönüp dolaşıp para konusuna takılıyoruz? 🙂

B.K.- Evet, ne yazık ki burs konusunda takıntılı bir hale geldim 🙂

S-Peki her şeye rağmen Türkiye’ye dönmek zorunda kalırsan ne yapacaksın?

B.K.- Böyle bir durumu şu anda düşünmek istemiyorum. Türkiye’de Devlet Operalarında kadrolu sanatçı olma ihtimaliniz neredeyse yok gibi, sözleşmeli çalışanlar da çok düşük ücretlere çok yoğun çalışmak durumunda kalıyorlar. Üstelik sözleşmeli kadroları da ağzına kadar dolu durumda. Akademisyen olmak ise tamamen farklı bir eğitim formasyonu gerektiriyor, ben eğitim vermek için değil icracı olmak için eğitim alıyorum. Dolayısıyla geri dönmek istemiyorum.

S- Anlaşılan Türkiye’de opera sanatçısı olabilmek oldukça zor görünüyor. Ama onu da bir başka söyleşiye bırakalım, hem böylece yeni bir söyleşinin daha sözünü almış olurum. JB.K.- Evet, oldukça sıkıntılı durumlar söz konusu, bir başka sefere bu hakkında konuşabiliriz, söz. 🙂

S- Açıkçası senin pozitif enerjine hayran kaldım, bu kadar zorluk içerisinde tek başına bir şeyler yapmaya çalışman ve her şeye rağmen umudunu sürdürmen çok güzel. Umarım ki bu sıkıntıları bir şekilde aşarsın ve gelecekteki en ünlü Türk Sopranosu olursun. İleride seslendireceğin ünlü bir opera albümünün imzalı bir kopyasını istiyorum, şimdiden sipariş vermiş kabul edelim 🙂 Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim.

B.K.- Asıl ben teşekkür ederim, böyle bir albüm olduğunda seve seve göndereceğim. 🙂

Böyle duyurdu Berduş – Sakarpiyon 2010

(1)Soprano: En ince ses tonuna sahip kadın sanatçı.

(2)La Diva Turca – Leyla Gencer: Türkiye’nin en ünlü opera yıldızlarındandır. Aslen Safranbolu’lu olan sanatçı 1928 yılında İstanbul’da doğmuş ve sanat yaşamını İtalya’da sürdürmüş ve dünyaca ünlü operalarda rol almıştır. Leyla Gencer’i yaşı 50’nin üzerinde olanlar çok daha iyi tanırlar. Sanırım genç kuşaklar daha çok 2008 yılında vefat ettiğinde duymuşlardır adını.

(3)Konservatuar: Farklı kaynaklarda “konservatuar” olarak da geçen sözcük, TDK (Türk Dil Kurumu) sözlüğünde benim kullandığım şekilde yazılmıştır. Dilimize Fransızca’dan geçen sözcüğün özgün hali “Conservatoire” olarak yazılır ve son heceleri “…tuar” olarak okunur. Ancak günümüze gelene kadar okunuş farklılıkları nedeniyle dilimize “konservatuar” olarak yerleşmiştir.


Bilgi: Bu röportajın özgün hali Renkli Dergi‘de yayınlanmıştır.

Bumerang - Yazarkafe

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir