Sevgililer Günü

Kategoriler Fotoğraf0 yorum

Bugün sevgililer günüymüş, herkes bir birine kutlama iletileri gönderirken bunun dışında kalmamak adına olsa gerek, kendi kendime “ben neden yazmayayım?” diye sordum. Öyle ya benim neyim eksik kutlama iletisi gönderen diğer arkadaşlardan? O halde gün bitmeden ben de katılayım bu furyaya…

“Vira Bismillah!”

Bu önemli günü (!) kutlama geleneği bize sonradan ithal edildiğinden olsa gerek, pek alışamıyorum bu tarz şeylere, tıpkı yeni yıl kutlamaları gibi. Tamam çok yaşlı değilim, yolun yarısını yeni devirdim sayılır, ama sanırım en güzel çocuklukları yaşayan son nesilin temsilcilerinden birisiyim (bu da başka bir yazının konusu olur belki bir gün). Bu nedenle de çocukluğumuzda, yeni yetmeliğimizde (şimdikiler moda deyimle teenager falan diyorlar bu çağlara) alışkanlık edinmediğimiz için içimize sinmiyor özel günleri kutlamak.

Elbette sevgililer gününü kutlama karşıtı değilim, isteyen istediğini kutlar. Klasik özel günler karşıtları gibi şunu savunmuyorum : “Aman efendim, ne gerek var böyle günlere. İnsan sevgilisiyle olduğu her günü kutlamalı” veya “Yahu geçin bunları arkadaşlar, kapitalist düzenin para kazanmak için sizi alışverişe yönlendirmek amacıyla düzenlediği küresel bir oyundan başka bir şey değil” de demeyeceğim.

Sevgililer gününü kutlamak için insanın illa bir sevgilisinin olması gerekir mi ? Ya da sevgili demek; sadece el ele tutuştuğunuz, göz göze geldiğiniz, dudak dudağa olduğunuz, diz dize gelip konuştuğunuz, omuzuna veya beline kolunuzu dolayıp sarıldığınız, (tamam hadi biraz da erotizm koyalım buraya ki yazının okunurluğu artar belki :P) çıplak tenine dokunup, nefesini duyup, koklaya koklaya seviştiğiniz, kısacası aşık olduğunuz insan mı (veya tüm bunların yapabilmenin hayalini birlikte yaşadığınız insan mı) demek ? Sevgili sözlük anlamıyla birden fazla anlamı içeriyor. Birisi aşık olduğumuz, yavuklu, yâr, dost, canan demek iken, diğeri de sevgi ile bağlanılan anlamına geliyor. Yani insan aşık olduğu kişiye sevgilim diyebiliyorken, sevdiği bir yakınına, annesine, babasına, çocuğuna, kardeşine, arkadaşına hatta daha da ileri gidip bir çiçeğe veya köpeğine de sevgilim diyebiliyor.

O halde sevgiliyi ve sevgililer gününü sınırlamamak gerektiğine inanıyorum. Yani aşk yaşadığınız bir sevgiliniz olmayabilir, ama mutlaka gönülden sevdiğiniz biri, birileri, bir şeyler mutlaka vardır ve hep olmalıdır. Yoksa hayatımızda sevgili diyebileceğimiz varlıklarımızdan yoksun olduğumuzda inanın hayat çekilmez bir hale geliyor. Düşünün ki çevrenizde, yörenizde kendinizden başka sevebileceğiniz kimsenin olmadığını, kimsenin sizi sevmediği bir yerde yaşadığınızı ! Evet düşüncesi bile kötü hisler uyandırıyor içimizde.

Hepimiz iyi kötü birer insanız ve insanlıktan bir şekilde nasiplenmişiz (inanın eğer insanlıktan nasip almamış olsaydınız eğer şu anda arkadaş listemde olup da bu yazıyı okuyamıyor olurdunuz :)). O halde doğamız gereği sevgiye ve sevgiliye gereksinim duyuyoruz. O halde bu gereksinimizi bir şekilde karşılamamız gerekiyor. Peki bu durumda ne yapmalıyız ? Birilerini sevmeliyiz ve sevilmeliyiz. Tamam da bu o kadar kolay mı ? Değil elbette, insan olmanın gereği duygusalız belki, hele ki bizim gibi acılarla yoğrulmuş, binlerce yıldır savaşlar, acılar yaşamış bir coğrafyanın çocukları olarak hepimiz hüzünle yoğrulmuşuz. Gülmek, gülebilmek kadar doğal bir duygu olan hüznün yakınlarında dolanıp durmuşuz binlerce yıldır. Bu nedenledir ki “sevdim mi tam seviyor” hatta ölümüne gidiyoruz. Seviyoruz ama sevilmeyince sevdiğimizi de öldürüyoruz. Bunun adı sevgi mi derseniz elbette değil, sevgi her zaman karşılık bulmak değildir ki ? Sevgi sahibi olmamız illaki sevilmemiz gerektiğini göstermez ki ? Nazım Hikmet üstadımız da Tahir ile Zühre meselesinde bunu anlatmıyor mu ?
“…
Yani sen elmayı seviyorsun diye
Elmanın da seni sevmesi şart mı?
…”

Hayatımda her zaman sevdim ve biliyorum ki çok sevildim. Çevremde, sevdiğim ve beni sevdiklerinden emin olduğum bir çok insan var. Hepsinin hayatımda bir yeri var ve olmayı da sürdürecekler. Ama içlerinde birisi var ki benim hayatımın en önemli yerinde bulunuyor. Elbette bu kişinin sevgili eşim olduğunu bir çoğunuz tahmin ediyorsunuzdur. On yıla yaklaşan evlilik yaşantımızda (ve öncesinde), zaman zaman inişler çıkışlar yaşamış olmamıza rağmen, acı tatlı günler yaşamamıza rağmen, bir birimize olan sevgimiz eksilmedi ve zor günlerimizde bizim en büyük desteğimiz, dayanak noktamız bu sevgimiz oldu. Kendisini her zaman sevdim ve sevildiğimden asla kuşku duymadım. Çoğu zaman bir birimize olan sevgimizi dile getirdik ve getirmeyi de sürdürüyoruz. Sanmayın ki sevgi dillendikçe ucuzlar, asıl sevgi dillendikçe (suyunu çıkarmazsanız) var olmayı ve büyümeyi sürdürür.
Bunca şey yazdım, sabır ve merakla okudunuz ya öncelikle size helal olsun diyorum ve teşekkür ediyorum. Diyeceğim şu ki arkadaşlar, bir sevgiliye sahip olabilmemiz, sevip sevilebilmemiz için önce insan olmalıyız. İnsan olunmadan yaşanan bağlılıkların adı “sevgi”, bağlanılanın adı da “sevgili” olmaz. Sevgiyi saf halinde yaşabilmenin en temel yolu bilindik kalıpların dışında insani değerleri taşımaktan geçer. Karşılık beklemeden sevmekten geçer, dürüst olmaktan geçer, ahlaklı olmaktan geçer, ön yargıyla yaklaşmamaktan geçer, güvenmekten ve güvenilir olmaktan geçer. Ne zamanki bunları içten geldiği gibi yapabiliyor, bu hasletlere sahip olduğumuzun ayırdına varıyor ve bunları çevremizdeki insanlara gösterebiliyoruz işte o zaman sevmeyi ve sevilmeyi sonuna dek hak ediyoruz demektir.

Sevgililer gününüz kutlu olsun, hepinize sevgiler 🙂

Yeni yıla girerken Fotokritikte bu fotoğrafı yayınladığımda altına şu notları yazmıştım. Burada bir kez daha yinelemekte sakınca görmüyorum.

AŞK

AŞK, sevgilinin kollarındayken bile uçsuz bucaksız mavilikte yitip gitmektir bazen.

2009 Yılı AŞK Yılı olsun:

Hiç tatmayanlar AŞKı bulsun,
Hasretlik çeken AŞKına kavuşsun,
AŞK acısı çekenler teselli olsun,
AŞıK olanlar tadını çıkarsın.

Herkese Mutlu Yıllar 🙂

Şimdi bu fotoğrafı görünce siz de AŞKınıza sarılın, eğer yakınınızda değilse bir telefon edin ya da mesaj gönderin. Hiç AŞKınız yoksa olması için dua edin. İnanın bana AŞK bir karın ağrısıdır, ama her şeye rağmen güzeldir 🙂

Bu fotoğrafı, ilk gerçek AŞKım eşim ve ikinci küçük AŞKım kızıma adıyorum, Sizi seviyorum 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir