“Türk Halkının Yüzde Altmışı Aptaldır!” – Aziz NESİN

Kategoriler Fotoğraf0 yorum

Halk Oylaması sonuçları ve Aziz Nesin

26 Maddenin oylandığı bir halkoylaması sonuçlandı dün akşam. Sayım sonuçları biraz Basketbol Şampiyonluk maçı nedeniyle biraz da sayımı kolaylaştıran iki tercihin kullanılmış olmasından dolayı erken saatlerde açıklandı. Sonuç olarak iktidar partisinin “EVET” denilmesi yönündeki kampanyası başarılı(!) sonuçlandı ve Anayasa’da uygulanmak istenilen değişiklikler kabul edilmiş oldu.
Şimdi ise Aziz Nesin’in ağzından çıktığı bilinen “Türk İnsanın %60’ı aptaldır” söylemi sosyal paylaşım sitelerinde bu halkoylaması sonucuna uyarlanıyor. Her iki taraf kendine yontma çabalarıyla bu sözün içerdiği anlamı düşünmeksizin halk oylamasında evet ya da hayır oyu kullanan kişilere hakarete varacak söylemlere girişiyor. Kaç ülke vatandaşı vardır ki ideolojik anlamda kendisi gibi düşünmediği için kendi vatandaşına “gerizekâlı, şerefsiz, satılmış, hain, aptal” gibi hakaretler etsin. Sanırım bu bizim gibi demokratik kültürü gelişmemiş ülkelere has bir yargı. Biz her şeyin iyisini biliriz ve bizim dışımızdaki düşüncelere sahip herkes “gerzek”tir, “aptal”dır. Çünkü bizim ideolojik düşüncelerimiz en doğrusudur, bizim takımımız en büyük futbol takımıdır, o fikri desteklemeyenin, o takımı tutmayanın aklına şaşarız!
Aziz Nesin’i bu tartışmalara konu etmeden önce Türk halkı ile ilgili söylemiş olduğu talihsiz sözlerin ardındaki gerekçeleri bilmek gerekir. Bunu bilmeden salt bir millete hakaret olarak algılamak ve bu yönde kullanmak hem Aziz Nesin’e hem de Türk vatandaşlarına gerçekten hakarettir. Aziz Nesin, bu sözü söylemesinin üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve aslında anlatmak istediklerinin çok farklı bir şey olduğunu açıklamaya çalışmıştı. Ne söylemek istediğini kısaca özetleyelim.
Aziz Nesin Türklerin bilinçli olarak aptallaştırılmaya çalışıldığını iddia etmişti. Bu savını da şu gerekçelere dayandırıyordu: Türk halkı yıllardır kötü yönetimler nedeniyle sürekli ekonomik sıkıntılar içerisinde yaşamaya mahkûm bırakılmıştır. İnsanların öncelikleri her zaman için geçim sıkıntısı olmuştur. Bu sıkıntı içinde yaşamaya çalışan insanlar, çocukları için asla yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenme imkânı sağlayamamıştır. Bugün ilkokullardaki çocuklara bile dengeli ve sağlıklı beslenmenin önemi anlatılırken halkın büyük bir bölümü sabah kahvaltısında çocuğuna yeterli gıdayı sağlayamamaktadır. Oysaki gelişme çağındaki çocukların sadece fiziksel değil zihinsel gelişmeleri için de birçok gıda maddesine ihtiyaçları vardır. İşte Aziz Nesin buradan yola çıkarak Türk çocuklarının en basitinden günün en önemli öğünü olduğu söylenen kahvaltılarda süt, yumurta, peynir, zeytin gibi temel maddelerden uzak kaldığını ve bu yiyeceklerden mahrum kalan çocuklarının hem fiziksel hem de zekâ anlamında gelişimlerini tamamlayamadıklarını dile getirmiş ve “Türkler bilinçli olarak aptallaştırılıyor” demek istemiştir. Her fırsatta geleceğimiz olduklarını söylediğimiz çocukların nasıl ve ne koşullar altında büyütüldüğünü düşündüğümüzde bu söylemin çok da haksız olduğunu sanmıyorum. Şu anda bu yazıyı okuyan ve büyükşehirlerde yaşayan herkes kendi çevresine bakarak bu savın yanlış olduğunu düşünebilir. Ancak bu sav gerek Anadolu’nun gerekse büyük şehirlerin varoş tabir edilen gecekondu semtlerinde yokluk içerisinde yetişen çocuklarımız için geçerliliğini korumaktadır.
Şimdi Aziz Nesin’in bu söylemini bilmeden günümüzdeki halkoylaması sonucuna uyarlamaya çalışan arkadaşlara sesleniyorum, lütfen bu savın doğruluğunu kanıtlamaya çalışır gibi yorumlar yapmayın, bilinçli olarak aptallaştırılan vatandaşlardan olmadığınızı gösterin ve gerçekleri bilip bilmeden kimseye hakaret etmeyin.
Gelelim halkoylaması sonuçlarına. Açıkçası benim beklentimden düşük bir EVET oranı çıktı. Ben bu kadar kampanyadan sonra evet oylarının daha yüksek çıkmasını beklerdim. Buradan tercihimin evet olduğu yönünde yorumlar çıkarmayınız, sadece ortadaki gerçekleri gördüğümüzde insanların büyük çoğunluğunun evet yönünde eğilim gösterdiğini görebiliriz. Ayrıca Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde uygulanan boykot eylemi de bana göre evet oylarının oranını biraz da olsa düşürmüştür. Ayrıca siyasi iktidarı elinde tutan AK Parti ne yazık ki bu halkoylamasına giderken bilinçli olarak şunu aşılamaya çalıştı “Biz halk için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, ancak gerek meclis içerisindeki gerekse meclis dışındaki muhalifler her fırsatta bizim elimizi kolumuzu bağladılar. Ne zaman halkın refahı yönünde bir şeyler yapmak istesek olur olmaz kanunlarla önümüzde set kurdular. Şimdi bu değişiklikler sayesinde daha rahat hareket edebileceğiz ve halka hizmetimizi genişleteceğiz”. Ben bu söylemin doğruluğunu tartışmıyorum sadece halka nasıl yansıtıldığını açıklamaya çalışıyorum. Bu durumda da hükümete güvenen ve gelecek günler için halen bir umut taşıyan muhafazakâr halk değişimden yana oy kullandı.
  
Tabi evet oylarının çoğunluk çıkmasının en önemli nedenlerinden birisi de Türkiye’de doğru düzgün bir muhalefetin olmayışından kaynaklanıyor. Kabul edelim ki muhalif olmak demek her yapılana itiraz etmek, her yapılanı kötülemek demek değildir. Gerçek anlamda muhalif olmak beğenmediğiniz, doğru olmadığını düşündüğünüz her uygulama ve düzenlemeye alternatif çözümler üretebilmekten geçer. Oysa günümüz siyasi arenasına baktığımızda bunu yapabilen bir parti göremezsiniz. Yapabilenler ise ne doğru düzgün partileşebilmişlerdir ne de meclis çatısı altında seslerini duyurabilmişlerdir. HAYIR cephesinde yer alan CHP ve MHP kendi anayasa taslaklarını hazırlamadıkları halde halka, “bu düzenlemeler iyi değildir, doğru değildir” gibisinden söylemlerle gitmişlerdir. Oysa muhalefet doğru olmayana yönelik alternatifler çözümler sunmadığı için, halk 26 madde içerisine sıkıştırılmış ve AK Partinin özellikle istediği maddeleri doğru kabul etmiş ve bu yönde isteğini dile getirmiştir.
Muhalif kanattaki birçok kişi seçim öncesi bu değişik maddelerinin toptan oylanmasına karşı çıkmış ve maddelerin ayrı ayrı oylanması gerektiğini savunmuştur. Sadece Evet ve Hayır içeren ve hepi topu iki tercihli oylamada bile yaklaşık yediyüzbin kişinin oyu geçersiz çıkmıştır. Bunların küçük bir kısmının seçim ve siyasi sisteme tepki amacıyla bilerek ve isteyerek geçersiz oy kullandığını düşünürsek geri kalan insanlar iki tercihli oylamayı bile becerememişlerdir. Dün değişikliklerin ayrı maddeler halinde oylanmasını isteyen kişiler bugün bu halkı Aziz Nesin’in söylemleriyle aptal olarak nitelendirmektedirler. Bu insanlar bu kadar aptal iseler, iki tercihli oylamayı bile beceremeyen yediyüzbin kişi çıkıyorsa çoktan seçmeli oylamayı nasıl becereceklerdi? Kısacası ya bu insanlar gerçekten aptallar ya da dün aynı insanların çoktan seçmeli oylamayı becerebileceğini söyleyip, bugün ortaya çıkan sonuca bakarak “Türk Halkı Aptaldır” söylemini söyleyenler gerçekten aptaldır!
İşin asıl düşündürücü ve gülünç olanı Ana Muhalefet Partisi liderinin oy kullanamamış olmasıdır. Gelen bilgilere göre, kendisi daha önceki yerel seçimlerdeki adaylığından dolayı adres bilgilerini değiştirmiş ve ardından bu yoğun halkoylaması kampanyası sürecinde silinmiş olan adres kaydını güncellemediği için oy kullanamamıştır. Yakın gelecekte yapılacak seçimler öncesinde siyasi rakipleri arasında ve siyasi kulisler arasında nasıl alay konusu olacağını düşünmek bile istemiyorum, çünkü bu olay bir Karadeniz fıkrasını aratmayacak kadar gülünç bir durumdur. Sayın Kılıçdaroğlu yakın zamanda çıkıp şöyle bir açıklama yaparsa hiç şaşırmam açıkçası: “Benim seçmen kütüğünden kaydımı bilerek sildiler, bu bir komplodur, Recep Bey bu ülkenin başbakanı ise çıkıp bunu yapanı bulmalıdır.” Ardından yapılan araştırma sonucunda seçmen kütüğünden silme işlemini yapan memurun CHP üyesi olduğu falan çıkar ortaya. Ne de olsa rahibeye benzetilmiş türbanlı afişinin kimler tarafından yapıldığını ortaya çıkarması için seçim meydanlarında başbakana yüklenen Sayın Kılıçdaroğlu, çok değil iki üç gün sonra bu afişleri hazırlatıp astıranın kendi partisine üye olan bir belediye başkanı olduğunu öğrendiğinde neler düşünmüştür acaba?
Sayın Bahçeli’nin muhalefet anlayışına girmiyorum bile, çünkü bir önceki seçimlerde meydanlara attıkları yağlı ilmekleri mi desem, türban konusunda iktidarla birlikte hareket edip ardından sorunları çözemediği için hükümete yüklenmeleri mi desem. Açıkçası bana göre neresinden bakarsanız bakın iler tutar bir yanı yoktur söylediklerinin. Ne yazık ki günümüzde muhalefet denilen kişi ve kurumların düştükleri durumlar ortadadır. Dolayısıyla “koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir” söylemi doğrulanmaktadır.
Sonuç olarak körlerle sağırların birbirini ağırladığı bu çirkin ve çirkef siyaset ortamında, “dindar insanlar” görüntüsü altında ama tam anlamıyla bir düzen partisi olan ve aslında tüm çağların en büyük Tanrısı olan PARA’ya tapanlar, iktidarı ellerinde tutmaktadırlar.

13 Eylül 2010

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir