Türkiye’de İş Güvenliği mi dediniz? #işgüvenliği #işkazaları

Kategoriler Hayat0 yorum

 

iş güvenliği, uzman personel, kaza, iş kazaları, önlem, tedbir, yaralanma ve ölümler

 

Ülkemizde her yıl bir çok iş kazası meydana geliyor. Ben sizlere kaza istatistikleri falan vermeyeceğim, bu kazalara ait veriler bir çok gazete ve haber sitelerinde mevcut. Hatta okuduğum bir habere göre iş kazaları veri bankası oluşturulmuş durumda. Hemen hemen her gün iş kazası haberleri duyuyoruz, özellikle bir dönem tersanelerdeki ölüm haberleri sürekli gündemdeydi. Yakın geçmişte Soma’da yaşadığımız iş kazası(!) sonucu kaybettiğimiz 301 madencinin acısı tazeyken bu kez de İstanbul’un göbeğinde bir gökdelen inşaatında asansör kazası sonucu 10 insanımızı kaybettik. 
 
Bir çok iş kazası aslında ihmal ve tedbirsizlik (ki çoğu da maddi gerekçelerden) kaynaklanıyor. Elbette bir çok kazada iş bilmeyen personelin de suçlu olduğunu iddia edenler olabilir, ancak unutulmaması gereken iş bilmeyen personelin iş güvenliği konusunda eğitilmesi ve denetlenmesi sorumluluğu işverene aittir. İş güvenliği konusunda uzman olan kişiler bir çok açıklama yapabilirler bu konuda, ama ana nedenlerin pek değişeceğini sanmıyorum.
 
Öncelikle söylemem gerekir ki ben bir iş güvenlik uzmanı değilim, henüz böyle bir yetkinliğim de yok. Ancak işim nedeniyle bir çok farklı sektördeki işletmelere hizmet verdim, oralarda yaşananları gözlerimle gördüm, hatta yaşadım. 
 
Aslında ben burada çok daha farklı bir bakış açısından iş güvenliği konusunda “bir musibet, bin nasihate bedeldir” sözünü nasıl yaşadığımı anlatacağım. Kısacası en iyi yaptığım şeyi yapacağım, yani size bir hikaye anlatacağım!
 
80’li yılların sonlarındayız, o zamanki adıyla Şişli Endüstri Meslek Lisesi, Elektrik Bölümü’nde okuyorum. O yıllar ilk kez uygulamaya giren bir değişiklikle 2. sınıftan itibaren haftada iki gün okula, diğer üç gün ise mesleki staj görmek üzere işletmelere gidiyoruz. Ben de sınıfımdaki bir çok arkadaş gibi, askeri bir tesis olan Taşkızak Tersanesi’nde çalışmaya başladım. 
 
Yedi yaşımdan beri hemen hemen her yaz çıraklık yaptığım için çalışma hayatına alışıktım. Elbette askeri bir tesiste çalışıyor olmak farklı disiplinler içeriyordu. Bizi asıl zorlayan ise iki gün okula gidip, üç gün çalışmaktı. Bir yandan üniversiteye hazırlanırken bir yandan da mesleğimizin pratik uygulamalarını öğrenmeye çalışıyorduk. İlk alışma sürecinde biraz zorlansak da çalışma ortamında sınıf arkadaşlarımızla birlikte olmak biraz daha keyifliydi. 
 
O dönem tersanede Fırtına adlı bir hücumbot inşaa ediliyordu, bizim çalıştığımız fabrikada da bu hücumbotun elektrik işleri yapılıyordu. Geminin planı ve içerisinde kullanılan tüm malzemeleri Almanya’dan ithal edilmişti. Almanya’dan gelen mühendisler fabrikada kontrolör olarak çalışıyorlardı. Bir gün ustamızın emri ile depoda bulunan bir elektrik motorunu, iki arkadaş çalışma tezgahımızın üzerine taşımaya başladık. Alman mühendislerden birisi koşarak yanımıza geldi, bağıra çağıra söyleniyordu. Vücut dilinden ve işaretlerinden motoru bırakmamızı istediğini anlayıp yere bıraktık. Adam hiddetle bağırmaya devam ediyordu, biz ise ne olduğunu bile anlamamıştık. Herhalde yanlış bir motoru teslim aldık falan diye düşünüyorduk. Almanca bilen ustalardan birisi yanımıza geldi ve adamın derdini anlattı. Biz motorun üzerindeki halkadan bir demir çubuk geçirmiş ve iki ucundan tutarak fabrika içinde taşımaya başlamıştık. Meğerse Alman arkadaş buna çok kızmıştı, çünkü fabrika içinde bu tarz işleri yapmak için tavandan asma bir vinç vardı ve depodan alıp, çalıştığımız tezgaha kadar onunla taşımamız gerekiyordu. Ancak bizim kullanmamız zaten yasak olduğu için hiç düşünmeden ustamızın emrini yerine getirmeye çalışmıştık. Bize almanca “ya motoru düşürseniz ne olacak?” diye soruyordu, biz de “ulan amma kıymetli motormuş ha” falan diye konuşurken, tercümanlık yapan usta “oğlum motoru düşünmüyor adam, motor düşse ve size zarar gelirse bunun hesabını veremeyiz diye düşünüyor. Adamın ilk önceliği sizin sağlığınız ve güvenliğiniz, motoru düşünmüyor bile” dedi. Alman mühendis söylene söylene giderken bizim ustamız geldi, motoru vince bağladık, çalıştığımız tezgaha kadar birlikte taşıdık.
 
Ben o zaman “Alman Disiplini” ve “İş Güvenliği” kavramlarını yaşayarak öğrenmiştim. Ben bunu öğreneli neredeyse 25 yıl olmuş. Milyon dolarlık inşaatların, tesislerin sahipleri ve yöneticileri bugün halen öğrenememiş olabilir mi sizce?
 

Bumerang - Yazarkafe

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir